Ana sayfa Şehirler Mimarisiyle Etkileyen 10 Şehir

Mimarisiyle Etkileyen 10 Şehir

134
0
PAYLAŞ
Floransa Katedrali

Seyahat etmek, yeni yerler keşfetmek herkeste farklı duygular uyandırıyor. Kimileri yalnızca kafa dağıtmak için deniz, kum, güneş tatiline çıkarken kimileri yeni lezzetleri deneyeceği gurme odaklı yolculuklar planlıyor ve kimileri de ufkunu genişletmek için kültürel seyahatlere katılıyor.

Ne amaçla olursa olsun dünyanın en güzel etkinliklerinden biri olan seyahat etmenin kişiye kattığı şeyler azımsanmayacak kadar fazla. Eğitimden daha fazlası olan seyahat sayesinde ufkunuzu genişletebilir, farklı tecrübeler edinebilirsiniz.

Her şehir kendine has özelliklere sahip olarak dünya sahnesinde kendi yerini alıyor. Mimari de bir şehre ruhunu katan yegâne unsur olarak karşımıza çıkıyor.

Biz de sizler için dünyada kitleleri kendisine bir mıknatıs gibi çeken birbirinden güzel ve mimarisiyle öne çıkan şehirleri,  etkisinde kaldıkları mimari akıma göre derledik.

App_indir_banner_mobil

Mimarisiyle Etkileyen 10 Şehir

Barselona, İspanya – Katalan Modernizmi

Casa Batllo Barcelona İspanya

Barcelona denilince akla efsanevi mimar Antoni Gaudi’nin yapıtları geliyor. Hem gotik hem de oryantalist tarzı birleştiren Gaudi çağının ötesinde bir mimari akım yaratmış. Şehrin hemen hemen her noktasında Gaudi’nin bir eserini görmek mümkün.

ucakbileti_sorgula (1)

Barcelona La Sagrada Familia

Çok sayıda romantik filme ev sahipliği yapmış olan Barcelona’nın her sokağında farklı bir mimari dokuyu görebilirsiniz.

Barcelona Park Güell

Mozaiklerden gotik parçalara kadar oldukça geniş bir mimari yelpazeye sahip olan Gaudi Barcelona’ya bugünkü ruhunu vermiş. Park Güell, La Sagrada Familia, La Padrera, Casa de Battlo ile Palau Güell mutlaka görülmesi gereken yerlerden sayılabilir. Gotik tarzda bir yapının mozaiklerle nasıl bezendiğini görünce mimarlığın nasıl bir deha gerektirdiğine bir kez daha şahit olacaksınız.

İstanbul, Türkiye – Bizans ve Osmanlı Mimarisi

İstanbul

Dillere destan olan efsanevi güzelliğiyle İstanbul hem doğası hem de mimari yönüyle kalpleri fethediyor.

Geçmişte pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan bu şehirde doğu ve batı mimarisinin sentezlerini hemen hemen her bir köşede görebilmek mümkün.

Hem Anadolu hem de Avrupa kıtasında toprakları olan İstanbul’da gezip görülecek çok sayıda mimari eser bulunuyor. Aya Sofya, Sultan Ahmet Camii, Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Yerebatan Sarnıcı, Kız Kulesi ve Galata Kulesi İstanbul’daki mimari şaheserlerden yalnızca birkaçı.

otobusbileti_sorgula2

Özellikle yüzyıllara damga vuran mimari dehasıyla Mimar Sinan’ın eserleri İstanbul’a bugünkü ruhunu katıyor.

İstanbul’da hem Osmanlı motiflerini hem de Bizans kubbelerini yan yana görebilmek mümkün. Kurulduğu ilk zamanlardan beri büyük imparatorlukların başkenti olan bu şehirde tarihi yarımada silueti görenlere geçmiş ile geleceğin bir arada vücut buluşunu gösteriyor.

İstanbul’un sahip olduğu tarihi eserler ve mimari dokusu nedeniyle 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil olduğu biliniyor.

İstanbul Kız Kulesi

İstanbul’un sahip olduğu mimari güzellikler düşünülünce akla ilk olarak büyük usta Mimar Sinan’ın şehrin bir ucundan diğerine kadar yarattığı ölümsüz yapılar geliyor. Kuzey ve güney rüzgarlarının kesiştiği noktaya yaptırdığı Şemsi Paşa Camii, güneşi Edirnekapı yönünde batırıp Üsküdar’da doğan aya yüzünü dönen Mihrimah Sultan Camii Mimar Sinan’ın eşsiz mimari dehasının İstanbul’daki yansımalarından yalnızca birkaçı.

İstanbul’daki mimari eserleri keşfedebilmek için bir Müzekart edinmenizi tavsiye ediyoruz.

Floransa, İtalya – Rönesans Mimarisi

Floransa Katedrali

Medeniyet seviyesinde çığır açan Rönesans akımının ilk olarak Floransa’da başladığı biliniyor. Hal böyle olunca da Floransa’da Rönesans etkilerinin kentin her bir noktasına sirayet ettiğini söylemek yanlış olmaz.

Şehirde Rönesans döneminin birer yansıması olan heybetli kubbeleri, sütunları ve geometrik yapıları görebilmek mümkün.

14. yüzyıldan kalma Rönesans mimarisiyle inşa edilen sanatsal yapılar görenleri kendisine hayran bıraktırıyor. Rönesans denilince ilk akla gelen mimarideki geometrik şekiller ve simetri oluyor.

Estetiğin ve uyumun en güzel örneklerinin yer aldığı Floransa’daki binaların, kubbelerin ne kadar muntazam ve simetrik olduğunu görünce şaşıracağınıza eminiz.

Floransa Katedrali, Vecchio Palas, San Lorenzo Sarnıcı, Santa Maria Novella Bazilikası, Vecchip Köprüsü ile Duomo Floransa’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden yalnızca birkaçı olarak öne çıkıyor. Eğer siz de Rönesans dönemine şahitlik etmek istiyorsanız Floransa’yı mutlaka görmelisiniz.

St. Petersburg, Rusya – Rokoko Mimarisi

St. Petersburg

Barok mimarisinin ardından 18.  yüzyıl döneminde ortaya çıkan rokoko hareketinin Fransa’da başladığı biliniyor. Barok mimarisinde hakim olan simetrik ve keskin duruşlu çizgiye bir tepki olarak ortaya çıkan rokoko hareketinin oldukça özgün bir tarzı olduğu söylenebilir. Soluk renkler, basın olmayan hafif geçişli temalar ve kıvrımlar rokoko tarzının mimari yapıtlardaki en belirgin yansımaları olarak biliniyor.

Rokoko her ne kadar Fransa’da doğmuş olsa da en güzel örneklerini Rusya’nın ikinci büyük şehri olan St. Petersburg’ta görebilirsiniz.

Kendi içerisinde sade olduğu kadar süslü yönü olan, hafif geçişlere rağmen bir yandan da gösterişli bir havaya sahip olan rokokonun mimari anlayışının St. Peterburg’taki yansımaları ile su kanallarından, dar sokaklara ve saraylara kadar her yere rastlayabilirsiniz.

Catherine Sarayı St. Petersburg Rusya

En güçlü dönemindeyken Çarlık Rusyası’nın ihtişamına uygun bir şekilde inşa edilen Catherine Sarayı ziyaret edilmesi gereken yerlerin başında geliyor.

Rus Çarı 1. Petro’nun yoktan var ettiği ve fazlasıyla etkilendiği iki şehir olan Venedik ile Paris’ten esinlendiği bu şehrin her bir köşesi sanatsın farklı bir yönünü hatırlatıyor.

UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan St. Petersburg’un kiliseleri, geniş ve uzun caddeleri, opera binaları ile tiyatro salonlarının barok ve rokoko mimarisini yansıtacak şekilde inşa edildiğini görebilirsiniz.

Budapeşte, Macaristan – Art Nouveau Mimarisi

Budapeşte Macaristan

Art Nouveau yani yeni sanat akımı 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başlangıcında ortaya çıkmış olan ve sanata yeni bir soluk getiren hareket olarak biliniyor.

İlk olarak Macaristan’ın başkenti olan Budapeşte’de kendisini gösteren bu sanatsal hareketin en güzel örneklerine de Budapeşte’de rastlamak mümkün.

Bu sanat akımının simgelerinden olan organik şekiller, köşelerin ortadan kalktığı yuvarlanmış hatlar, renklerin yoğun olarak kullanıldığı binalar ve demir ile camın mimari eserlerde yoğun olarak kullanılması Budapeşte’nin her bir köşesine adeta damgasını vurmuş.

Yeni sanat akımının en güzel örneklerini dünya üzerinde en çok Budapeşte’de görebilirsiniz. Bu akımın verdiği ruh ile inşa edilen Gresham Sarayı, Budapeşte Hayvanat Bahçesi ile Hotel Gellert mutlaka görmeniz gereken yerlerden yalnızca birkaçı.

Prag, Çek Cumhuriyeti – Barok ve Gotik Mimari

Prag Ulusal Galerisi

Oldukça eski bir şehir olan Prag kendisine özgü atmosferini 13. yüzyıl döneminde yaratmış olan bir şehir.

Roma’nın haricindeki diğer Avrupa şehirleri 17. ve 18. yüzyıldaki sanatsal akımlar ile şekillenirken Prag kendi karakteristiğini çoktan oturtmuştu.

Prag Old Town

Her bir yanı eşsiz güzellikte tarihi binalar ile örülü olan Prag’ta 900 hektarlık bir alanda 4000 adet tarihi binanın var olduğu biliniyor.

Prag’ta klasik, gotik, barok, Rönesans ve çağdaş olmak üzere neredeyse her bir mimari akıma ait yansımayı bulmak mümkün.

II. Dünya Savaşı’ndan yara almadan kurtulmayı başarmış olan bu şehirde bir yandan çağdaş havayı solurken diğer yandan da orta çağın mistik atmosferine kendinizi kaptırabilirsiniz.

Birbirinden farklı mimari akımların hüküm sürmesi nedeniyle masalları andıran Prag’ta Charles Köprüsü, 9. yüzyılda inşa edilen Prag Kalesi, Eski Şehir Meydanı, Astronomik Saat ve St. Nicholas Kilisesi mutlaka görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor.

Bunlara ek olarak ünü Prag’tan dünyaya yayılan Franz Kafka’nın okulu olarak bilinen Kinsky Palas ile çağdaş mimari anlayışla inşa edilen kübik bir yapı olan Villa Müller de her yıl binlerce turiste ilham kaynağı oluyor.

Roma, İtalya – Barok Mimari

Roma Aşk Çeşmesi

İtalya’nın göz bebeği olan Roma var olduğundan bugüne dek pek çok mimari akımın etkisi altında kalmış bir şehir olarak biliniyor.

İlk olarak klasik akım, adından da popüler olan neredeyse tüm akımların birer yansımasının bulunabileceği bir şehir olan Roma’nın mimari dokusu görenleri fazlasıyla etkiliyor. Tüm akımların bir sentezi olarak da günümüzde ortaya çıkan Roma şehrinde 17. yüzyıl dönemine ait olan barok mimarisinin en değerli örneklerini de görmek mümkün.

Kolezyum Roma

Felsefi ve politik düşüncelerin ifade ediliş biçimi olarak kullanılan mimari eserler Roma’nın dört bir yanını sarmış. Trevi Çeşmesi, St. Peters Bazilikası, Pantheon ve dünyanın en büyük amfi tiyatrosu olma özelliğini elinde bulunduran Colosseum mutlaka görülmesi gereken yerlerden yalnızca birkaçı.

Her yıl binlerce turist gotik, Rönesans ve romanesk mimarisinin en ünlü örneklerini görebilmek için bu tarihi şehre akın ediyor.

Dubai, Birleşik Arap Emirlikleri – Çağdaş Mimari

Dubai

Geçmişte medeniyetin tek bir izine bile rastlanmayan bir çöl iken son 10 yılda yoktan var edilen şehir denilince akla hiç şüphesiz ki Dubai geliyor.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti olan Dubai çok sayıda çağdaş mimari esere ev sahipliği yapıyor.

7 yıldızlı ve görkemli bir otel olan Burj Al Arab dünyanın en uzun binası olarak dikkat çekiyor. Çağdaş mimarinin iki ustası Zaha Hadid ile Rem Koolhaas’ın elleriyle yarattığı Dubai’de modern ve teknolojik bir anlayışla yapılmış çok sayıda bina ile karşılaşabilirsiniz.

Dubai Palmiye Adaları

Yalnızca modern mimari değil şehircilikte farklı ilklerin de vücut bulduğu bir yer olan Dubai’de dünyanın ilk yapay takım adasını görebilirsiniz.

Avrupa’nın tarih kokan şehirlerinden fazlasıyla farklı olan Dubai onlar gibi 17. yüzyıldan beri değil yalnızca 1970 senesinden beri dünya sahnesinde var olan bir yer. Petrolün bulunması ile birlikte gelen aşırı zenginlik sonucunda maddi tüm olanakların sonuna kadar kullanılarak baştan yaratıldığı bir yer olan Dubai dünyanın yeni çekim merkezi olmaya aday konumunda.

Geçmişte fakir bir yaşam süren balık kasabasıyken günümüzde dünyanın dört bir yanına ilham veren bir modern mimari harikası olarak parıldıyor.

Ultra lüks bir proje olan Dubai’de lüks yeniden tanımlanıyor. Burada dünyanın en uzun binasını görebilir, her türlü teknolojik olanakla donatılmış devasa alışveriş merkezlerinde zaman geçirebilir, gökdelenlerde yaşayabilirsiniz.

Burj al arab Dubai

Dünya’nın 8. Harikası olarak kabul gören Palmiye Adaları, dünya üzerindeki en uzun gökdelen olma unvanına sahip olan Burj Khalifa, 90 derecelik bir açıyla görenleri hayrete düşüren Infinity Tower, 7 yıldızlı ihtişamlı bir otel olan Burj al Arab buradaki modern mimariye kendinizi kaptırabileceğiniz eserler arasında yer alıyor.

Dubai’de belki tarihi dokunun hakim olduğu Rönesans veya barok dönemden kalma eserleri göremeyebilirsiniz. Ancak cesaretin sınırlarını zorlayan, zenginliğin ve ihtişamın en uç noktasını yansıtan çağdaş mimariyi iliklerinize adar hissedebilirsiniz.

Marakeş, Fas Mimarisi

Koutoubia Marakeş

Orta Doğu’nun oryantalist yaklaşımı ve kendine has, mistik havasını solumak isteyenleri eşsiz mimarisiyle Fas karşılıyor.

Fas’ta Avrupa’daki şehirlerin aksine doğu ve İslam kültürünü yansıtan motifleri, kıvrımlı yapıları, cami minarelerini ve mozaiklerle bezenmiş sarayları görebilirsiniz.

Ülkeye hakim olan kültürün verdiği mahremiyet düşüncesinin binalara da yansıdığı açıkça görülüyor. Binaların sokağa bakan cephesinde pencerelerin bulunmaması İslam kültürünün mimariye yansıyış şekli olarak dikkat çekiyor.

Arap mimarisinin en güzel eserlerini görebileceğiniz Marakeş’te geleneksel desenlere, alaturka havaya hayran kalacaksınız.

Majorelle Bahçesi Fas

Avrupa’daki şehirlerden farklı olarak Marakeş’in daha dağınık bir kent yerleşimine sahip olduğu söylenebilir. Buraya geldiğinizde dünyaca ünlü modacı Yves Saint Laurent’in küllerinin savrulduğu Majorelle Bahçesi’ni mutlaka görmelisiniz.

İslam kültürünün egemen olduğu bir şehirde medrese ve camilerden söz etmemek olmaz. Marakeş’in devasa camisi Koutoubia mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri.

Ben Youssef Medresesi Marakeş Fas

Burada ayrıca Kuzey Afrika’daki en büyük medrese de yer alıyor. Ben Youssef adlı medreseyi gezdikten sonra Arap kültürünün yansımalarını keşfedebileceğiniz müzelere geçebilirsiniz. Dar Si Said Müzesi ve Tiskiwin Müzesi ziyaret edilmesi gereken yerler arasında bulunuyor.

Londra, İngiltere – Barok Mimari

Tower Bridge Londra

Günümüzde her yıl on binlerce turistin akın ettiği Londra mimarisi, tarihi dokusu, canlı şehir yaşamıyla İngiltere’nin göz bebeği olan bir şehir olarak dünya sahnesinde yerini alıyor.

1600’lü yıllarda büyük bir yangın geçirerek neredeyse tamamıyla küle dönen Londra’nın mimari serüveni yeniden inşasına başlanan 1600’lü yıllardan sonra başlıyor. Devasa yangınla yıkılan Londra, barok mimarisi ile yeniden yaratılıyor.

Tarihi barok mimari eseri binaların arasında kente uzaktan bakıldığında modern mimari ürünü olan göz alıcı gökdelenler dikkatler üzerine topluyor.

Big Ben

Sokaklarında hayranlıkla gezeceğiniz binalardan gözlerinizi alamayacağınız Londra ünü dünyaya yayılmış olan çok sayıda mimari esere ev sahipliği yapıyor. Tower Köprüsü, St. Pancras Hotel, Tren İstasyonu, St. Paul Katedrali, Houses of Parliament ve Big Ben her yıl binlerce insanı bu şehre adeta bir mıknatıs gibi çekiyor.

Londra’nın en yüksek noktasında konumlanan St. Paul Katedrali ve 13 ton ağırlığında bir zile sahip olan Big Ben ilg çekici özellikleriyle turist akınına uğruyor.

Bunlara ek olarak görmeniz gereken yerlerden biri de dünyanın en büyük kütüphanesi olma özelliğini elinde bulunduran İngiliz Kütüphanesi olarak öne çıkıyor.

London Eye

Ayrıca içerisinde 4 boyutlu sinemayı da barındıran dünyanın en büyüğü olan devasa London Eye adlı dönme dolap da Londra’nın eşsiz güzellikteki siluetini renklendiren yapılardan birisi olarak kalabalık kitleleri karşılıyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here